scorecardresearch

İyi-Der İrfan Medeniyeti Misyonumuzun Slaytı

150 izlenme
KategoriSTÖ
Eklenme Tarihi 4 yıl önce
DilTürkçe
Açıklama
BİLGİ ANLAYIŞIMIZ

Bir hareket hangi kaynaktan besleniyorsa ona göre şekillenir. Onun için biz sıralamayı

1.Kur’an

2 .Sünnet

3.Diğer Kaynaklar şeklinde kabulleniyoruz.

Ancak Kur’an okuyuşumuz, diğer kaynaklardan hareketle Kur’ana gitme şeklinde değil, Kur’an’ dan diğer kaynaklara gitme şeklindedir.

‘’Sünnete göre Kur’an değil Kur’ana göre sünnet’’ anlayışını benimsiyoruz. Sünneti anlarken Kur’anın ruhuna bakmak lazım bu ruha bakmadan sünneti anlayamayız ya da yanlış anlarız diyoruz.

İslam dininin asıl kaynağı olan Kur’an-ı Kerim, duyular, akıl ve vahiy vasıtaları ile elde edilen bilgilere itibar etmiş ve bunları bilgi edinme vasıtaları olarak saymıştır. Biz de bu vasıtalar ile elde edilen bilgiye değer veriyor ve muteber sayıyoruz. İlk inen ayet olan “ikra”da bir tahsis yok. Diğer kitaplar da okunmalı, farklı kaynaklardan istifade edilmelidir. Fen ve sosyal bilimler Kur’an’ı ve hayatı anlamayı ve anlamlandırmayı kolaylaştıracaktır. Ayrıca bizim için birinci derecede referans olan Kur’an bize verilen melekeleri de kullanmamızı, böylece yenilikçi bir fikriyata ulaşmamızı ister.

Şöyle ki;

TEDEBBÜR: Bilgiyi üreterek geleceğe yönelik bilgiden sonuçlar devşirip tedbir almaktır.

TEZEKKÜR: Geçmişe yönelik olarak düşünmek bilgiyi geçmişten bugüne getirmektir.

TEAKKÜL: Geçmişle gelecek arasındaki bilgiyi bağlamak bağlantı kurmaktır.

Bütün bu süreçlerin hepsine TEFEKKÜR diyoruz.

TEFAKKUH: Bütün bu süreçlerle elde ettiğimiz bilgiyi bugünümüze, şimdimize, yani hayata taşıyarak yeniden kurgulamaktır.

Eğer bir metni son sözü söylemiş kabul edersek neyi tedebbür ve tefekkür edeceğiz. Eğer biz sadece uygulayıcı isek o zaman tefekküre, tezekküre ve tedebbüre ne gerek var? İşte Kur’an ve sünneti esas alan bilgi anlayışından kastımız böyle bir tecditçi-yenilikçi-anlayıştır.


İNSAN ANLAYIŞIMIZ

Biz insana Kur’an’ın baktığı gibi bakıyoruz. Kur’an İsra süresinde (70) “Biz onu cidden üstün yarattık. Biz insanı mükerrem kıldık” buyuruyor.

Allah mekki ayetlerde “Ya eyyühennas” medeni ayetlerde “ya eyyuhellezine amenü” diyor. Önce insanı muhatap alıyor sonra onu iman eden yapıyor. Bunu da Rabbani metot gereği tedricen yapıyor.

Devlet kurulduğu halde Allah resulü veda hutbesinin ana vurgusunda “Ey insanlar hepiniz Âdem’in çocuklarısınız hepiniz kardeşsiniz” ifadesini kullanmıştır.

İnsan Allahın halifesi ve yeryüzünde misafiridir.

Biz bütün müslümanları bizden ve ‘Biz’ biliyoruz.

Müslümanlar bir vücudun azaları gibidirler. Azalar birbirine muhalif değil, yardımcıdırlar.

“Müslüman Müslüman’ın dilinden ve elinden zarar görmediği kimsedir.” (Hadis)

Görüldüğü gibi önce dil zikredilmiş sonra el. Öyle ise önce dilimizi sonra elimizi koruyacağız. Gıyabi konuşmalardan da şiddetle kaçınacağız.

Mümin kardeşimiz hatalı davranırsa o zamanda Haşr süresi 10. ayete göre hareket eder,önce hataları düzeltici sonra mümin kardeşimizin günah ve kusuru için ağlayan ve affeden oluruz.



CEMAAT ANLAYIŞIMIZ

Bütün müslümanlar merkezi cami olan tek bir cemaattir. Sadece ‘İlayı kelimetullah’ namına çalışan hizmet gurupları vardır.

Bizim için cemaat, Kâbe’deki cemaattir. Bütün müslümanlar tek bir cemaattir. Biz bu cemaat içindeki sivil toplum guruplarından biriyiz. Diğer sivil toplum gurupları bir zenginliktir. Toplumsal hizmet noktasında işlerimizi kolaylaştırıyor ve bizim idealimizin gerçekleşmesine yardımcı oluyorlar.

Guruplaşmak ayrılığa sebebiyet vermemelidir. Cemaatleşmede birlik esastır. Gruplar (Cemaatler) arasındaki farklılıkları asıl ve esasta değil tarz ve üslup farklılığı ve teferruat olarak görüyoruz.

Biz ‘Asıl’ değiliz. Bize göre bütün çalışmalar bir denizde buluşmak yönünde akmaktadır. Gurup fanatizminden kaynaklı ve nefis merkezli çatışma ve ayrışma kültüründen uzak durulmalıdır.



TASAVVUF ANLAYIŞIMIZ

“Akıl hak ile gönül aşk ile kuvvet bulur”

Bir hareketin başarısı böylesine ruh yüceliği ve iç derinliğindedir. Bundan gafil olmak, başarıdan mahrum olmaktır.

Tasavvuf, saflaşmak ve masivadan uzaklaşmaktır.

Saflaşmak ancak saf bir kaynaktan beslenmekle olur. O da Kur’an ve Sünnettir. Kaynağı belli olmayan tasavvufi bir anlayışa şüpheyle yaklaşırız.

Ruhaniyet ve iç derinlik olmadan başarılı olunamayacağına inanıyoruz.

Hadis kaynaklarında yerini bulan Rabıta –i mevt, tesbihat, itikâf-halvet-uzlet ve nefis terbiyesini ruhi eğitim için gerekli görüyoruz.



CİHAT ANLAYIŞIMIZ

Biz cihada Kur’anın baktığı şekil ve sıralamadan bakıyoruz.

Savaş arızi bir durumdur. Cihat bugün için silahı, şiddeti ve savaşı çağrıştırıyor. Onun için gündemimizden uzaktır. Biz çatışma taraftarı değiliz. Hudeybiye antlaşması sulh için yapılmış ve Mekke’nin fethini getirmiştir. Biz sulhu temine çalışmalıyız.

Cihat devlet eliyle olmalıdır. Dâhilde her türlü çatışma ve şiddetten uzak durulmalı gerektiğinde her türlü sıkıntıya sabredilmelidir(Yasir ailesi gibi).

Fetih, toprakların alınması, işgal edilmesi ya da insanların öldürülmesi değildir.

Fetih, insanların gönüllerini İslam’a açmaktır.

Fetih, İslam’la insanların arasındaki engelleri kaldırmaktır

Fetih, gönülleri fethedebilmektir.


SİYASET ANLAYIŞIMIZ

Herkese olduğu şekliyle yaklaşıyoruz. Kuşatıcı ve kucaklayıcı davranıyoruz. Dışlamıyoruz, siyasi bir taraf olmama anlayışını benimsiyoruz.

Müslüman yaşadığı toplumda çözüm üreten ve etkin olandır. Sosyal ve siyasal projeler üretmeyi toplumsal sorumluluk kabul ediyoruz. Siyasi farklılıklar ayrılığa yol açmamalı diye düşünüyoruz.

Din kardeşliğini önemsiyor vatandaşlık hukukunu önceliyoruz.